6 Aralık 2018 Perşembe

HADİS NEDİR BİZE NASIL ULAŞMIŞTIR? YOLCULUĞUNDA HADİSİN BAŞINA GELENLER


HADİS NEDİR? BİZE NASIL ULAŞMIŞTIR?..!HADİSİN YOLCULUĞUNDA BAŞINA GELENLER!!!
Hadis; Allah Resul’ünden geldiği rivayet olunan iman, ahlak,  ibadet ve muamelat konularında Kuran’ın gösterdiği çerçevede söylediklerine denir.  Sahabe,  karşılaştıkları problemleri Allah resulüne  sorar öğrenir ve bir birlerine anlatırlardı.  Onlar nebevi örnekliği takip ederlerdi. Hz peygamberimiz kendi yaşadığı dönemde hadis yazımını yasaklamıştır.  Sınırlı sayıda olsa da uzaktan gelenlere ibadetlerini nasıl yapacakları konusunda kendisine sorulan soru üzerine, bazı sahabeleri işaret ederek git onlar sana bu konuyu yazarak versinler dediği ile ilgili rivayetler vardır. Bir de Yemen’e vali tayin edilen Amr b. Hazm dinin emir ve yasakları, zekât, diyet ve ceza konularını içeren rivayetler ile yine sahabeden Cabir b. Abdullah hacla ilgili idari ve siyasi talimatlar konusundaki söz ve uygulamaların günümüze ulaştığı bilinmektedir. Yazılan Hadis konusundaki ilk kaynak bilgileri bunlardır.
Allah resulü  döneminde hadis ve sünnet ifadelerine    yüklenmeyen anlamlar, daha sonraki  karmaşalar,  iç çekişmelerin başlayıp mezheplerin ortaya çıktığı dönemlerde imamı şafi’nin görüşleri doğrultusunda şekillenmeye, bugünkü anlamlar yüklenmeye başlandığını görüyoruz!.  Bu süreçte  sünnet hadis ile eşitlenmiş, eş anlamlı kullanılmaya başlanmıştır! Oysa, başlangıçta  Sünnet, Kur’an’da  on dört yerde (Sûnnah) kelimesi ile  geçen,  Allah’ın değişmez kanunları olarak  algılandığı bilinmesine rağmen,  Allah’ın sünneti olurda Resulün sünneti olmaz mı mantığı üzere üretilen kavramdır.!
Hadis; sahabe sonrası bir biri ardına yaşayan yedi sekiz nesli kapsayan yani  iki yüz elli üç yüz yıllık dolaşımı olan sözlerin  Allah resulünce  söylendiği var sayılan sözlerdir!  Sünnet  ise;  Allah resulünce  uygulayıp nesilden nesile  taşınarak gelen Kur'an uygulamalarıdır. Bir amelin uygulanıyor olması ve bu uygulamanın mütevatir bir biçimde bize kadar yaşanarak gelmesi sağlamlık olarak çok yüksek bir dereceyi ifade etmektedir. Ancak hadis ise, bir uygulama değil, bazen uygulamalardan da bahseden rivayetleri ifade etmektedir.
Ayrıca bu rivayetler sünnetler gibi uygulama ile değil, sözel aktarımlarla kitaplara geçmişlerdir. Dolayısıyla, uygulamalarla sözleri eş değerde tutulması mümkün değildir. Gelenekçi yapı; uygulamaların önemine ve sağlamlığına atıfta bulunarak,  sağlamlık derecesi daha düşük bir konumda olan rivayetleri onunla eş tutarak,  sünnetin kanatları altında hadisleri dokunulmaz kılmaktadır. Böyle bir anlayış,  başta sahih sünnet ve  hadis ilmi olmak üzere tahkik ehline büyük haksızlıktır. Çünkü hadiste görülen bir çürüklükler, sünnette olan güveni sarsabilmektedir!
Müslümanların büyük bir çoğunluğu hadis konusunda gerçek bilgilere sahip olmadıkları için, hadis adı altında duydukları her sözü gerçekten Allah resulü söylemiş zannetmektedirler!.. En azından bu sözler  sanki  Allah Resulü ‘nün dilinden aynen duyulmuş, bizlere hiç değişmeden gelmiş gibi algılanır hale gelmiştir!. Böyle bir algılama içinde olanlar, bu konu hakkında derin malumatı olan, araştıran ve kanaat belirten  orta ve geç dönem alimlerini, sanki Allah Resul’ünü eleştiriyormuş, yok sayıyormuş, postacı konumuna koyuyormuş!,  hatta sünneti inkar ediyormuş  gibi,  ağır bir dille itham edip suçlayabilmişler hatta suçlamaktadırlar!!! Allah resulü 23 yılda hiçbir şey konuşmadı mı gibi polemik cümleleri üretilmektedir!  Allah resulü tabi ki konuştu. Ancak konuştuğu sözler içinde sünnet barındırıyor ise, zaten o yaşanır duruma gelmiş bir eylem olmalı. Yaşanır duruma gelmiş sünnetlerde günümüze kadar nerdeyse hiç değişmeden ulaşmış durumdadır. Sahabe içinde sünnet barındıran sözleri kulak arkası edip atlamış olabilir mi!.?
Şu unutulmamalıdır ki, Hadisler; lafız ve mâna  olarak  Allah Resulü ‘nün ağzından çıkan sözler değildir.    Onun söylediği var sayılarak  dilden dile nesilden nesile söylenegelen rivayet edilen sözlerdir.  Durum böyle olunca bunların içinde hangisi, doğru hangisi yanlış, hangisinin içine neler ilave edilip  çıkartılmış olduğunun bilinmesine ihtiyaç vardır! Yani bu sözlerin sıhhat dereceleri vardır.  Eğer böyle olmasaydı, bu gün güvenilir olarak addedilen Buhari mevcut sahihini altı yüz bin rivayetten seçtiğini söylemeyecekti.! Demek ki,  peygamber sonrası iki yüz elli üç yüz yıl için bu nehre çoook atık sular karışmıştır! Bununda mutlaka vahiy ve akıl süzgecine vurulması gerekir.
Burada şu çok önemli bir vakıayı  da aydınlatmak gerek! İslam coğrafyasında uydurma ve hurafe içeren sözlerin hadis kabul edilip sahip çıkılmasına karşın     “ Kuran Bize Yeter” sloganı ile yola çıkarak,  Sure ve  Kuran bütünlüğüne bakmadan sözlük / lügat  üzerinden  ayetlere mana veren bir anlayışın var olduğunu da unutmamak gerek! Bu anlayışa sahip olanların bir kısmı, sünneti ve rivayetlerin tamamını reddetmektedir! Bu zihniyet parçacı yaklaşımlarla bağlamından koparttıkları ayetleri kullanarak kendileri gibi düşünmeyenlere karşı, tekfir aracı yapabilmekteler! Bu tür girişim içinde olanlar, Kuran’ın kendi kendini açıklama metodundan faydalanmayı görmezden gelerek, ayetlerde kullanılan kelimelerin farklı anlamlardan işlerine geleni tercih etmeleri nedeniyle, her biri, aynı ayete farklı anlamlar yüklediklerini bu konuda bir birleri ile de anlaşamadıklarınım görmek gerek!
Burada Müslümanların dikkat etmesi gereken husus; hadis olarak adlandırılan sözlerin çürük ve sağlamlığını ayırt etmeye çalışan akıl sahipleri ile, bütün sünneti ve rivayetleri toptan reddedenleri ayırt etmesi gerektiğidir!.

ALLAH RESULÜ VE SONRASI HADİS YAZIMI VE TOPLANMASINI NEDEN YASAKLANMIŞTIR.
Hadis yazımının yasaklanmasının  en önemli sebebi, geçmiş dönemlerdeki peygamberlere gönderilen kitapların, daha sonra bir takım rivayet ve geleneklerle bozulmasındandır. Birde rivayetlerin Kuran’ın önüne geçirilmesi endişesi mevcuttur. Peygamberimizin hadis konusundaki uygulamasına şahit olan dört halife de, hadis yazımını yasaklamıştır. Hz  Ebu Bekir ve Ömer kendi dönemlerinde hadis yazılmasını yasaklamasına rağmen, içlerine sahteleri girmesin diye, yaşayan bütün sahabe haber gönderilerek  hadislerin toplanması sağlanmış, ancak beş yüz hadis toplayabilmişlerdir.  Söz konusu halifeler toplanılan hadislerin içindeki çelişkileri görünce ümmetin ayrılığa düşmesi endişesi ile toplattıklarını da yaktırmışlardır! Bu konuya ilişkin İmam Zehebi den  naklettiği bir söze bakalım; Hz. Aişe (radıyallahu anhiye) nakleder: "Babam Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm)'dan 500 kadar hadîs yazmıştı. Bir gece hiç uyuyamadı ve yatakta döndü durdu. Bu duruma üzülerek: "Babacığım, sana yapılan bir şikâyet veya ulaşan bir haber yüzünden mi uyuyamadın?" dedim. Sabah olunca: "Kızım, yanındaki hadisi getir" dedi. Ben de getirdim. Ateş yaktırdı ve hepsini yaktı. Denilmektedir.
İlk dönem hadislerin neden toplanmadığı ile ilgili  rivayetlerden bazıları;
Ebu Said El-Hudri (r.a.)'den rivayet edilmiştir: “Benden Kuran dışında hiçbir şey yazmayın. Kim benden Kuran dışında bir şey yazmışsa imha etsin.” (Müslim, Sahihi Müslim Kitab-ı Zühd, Hanbel, Müsned 3/12, 21, 33)
“Sahabe Allah’ın elçisinden sözlerini yazmak için izin istediler. Ancak onlara izin verilmedi.”(Darimi, es Sünen)                                                                                                             Ebu Hureyreden:“Biz hadis yazarken Hz. Peygamber yanımıza geldi ve yazdığınız şey nedir? dedi. Senden işittiğimiz hadisler (sözler) dedik. Allah dostu seyyid. Hz. Peygamber Allah’ın kitabından başka kitap mı istiyorsunuz? Sizden evvelki milletler Allah’ın kitabı yanında başka kitaplar yazdıkları için yoldan çıktılar.” (El Hatib, Takyid, sayfa 33)                            “Allah elçisinden sözlerini yazmak için izin istedik, bize izin vermedi.” (Tirmizi, es-Sünen, K. İlm, sayfa 11)                                                                  Ebu Said El-Hudri(r.a.)'den öğrendiğimize göre, bu sahabi Hadis yazmak için efendimiz (s.a.v.)'den izin istemiş, fakat o (s.a.v.) bu izni vermekten çekinmiştir.(takyidul ilim,hatip el bağdadi,s:32)
Bunlardan başka  işin garibi hadislerin toplanması konusunda da rivayetler mevcuttur. Aynı kitaplarda bir birine tezat sözlerin yer alması da düşündürücü!
Görüldüğü gibi hadislerin toplanıp toplanmama konusunda  rivayetlerde dolayısı ile de ümmette bir çelişki bulunmaktadır. Doğrusunu  ancak  Allah bilir..  ilk dönemde Hz. Ebu Bekir ve Ömer’in çalışması dışında  Ömer bin Abdülaziz de hadis toplattığını yine kaynaklardan öğreniyoruz. O çalışmada hadis sayısının  bin beş yüze çıkmış olduğuna görürüz.  Bu çalışmalardan sonra,  en kapsamlı bir şekilde Hadislerin toplanması en erken hicretten sonra üçüncü asırda toplanmaya başlamışlardır. Bunların başını da Buhari çekmiştir.

HADİSLER NASIL TOPLANMIŞ KONUSUNA GELİRSEK;
Günümüz Müslümanların çoğunluğu,  içlerinde belirli bir miktarda sahih olmayanlarla birlikte sıhhat bakımından  en muteber hadis kitapları olarak;  Sahih-i Buhari , Sahih-i Müslim, Sünen-i Nesai , Sünen-i Tirmizi, Sünen-i Ebu Davud, Sünen-i İbn Mace  ve Muvatta’ yı  kabul etmektedirler. Bunların tamamına daha sonraki alimler  Kütübi Sitte adını  verilmişlerdir. Bu kitaplarda yer alan hadislerden ortak olanları yani bir birinin aynı olanları mevcudun onda birinden azdır.  Yani  hadis ehlinin birinin hadis kabul ettiğini  adeta öbürü kabul etmemiştir. Birinin doğru kabul ettiği raviyi diğeri yalancı ilen etmişlerdir!
Her hadis ehli,  kendine göre kriter oluşturup o çerçevede hadis toplama  çalışmasını sürdürmüştür. Misal Buhari ve Müslim hadis toplarken topladığı hadislerin Kuran’a,  akla veya hadisin hadisle olan çelişkisine bakmadan, güvenilir bir zincir oluşturmuş  bu ravilerden duyduklarını almıştır.  Burada şunu da söylemek gerekir ki, Müslim Buhari’nin talebesidir. Buhari’nin sika yani güvenilir kabul ettiği dört yüz kişi güvenilir bulmamış onlardan hadis rivayet etmemiştir.  Aynı şekilde Buhari de Müslim’in sika kabul ettiği bir o kadar kişi güvenilir bulmadığı için ondan hadis rivayet etmemiştir.  Buhari bu konuda sadece Müslim ile değil hocası ile de ters düşmüştür!
Hadis toplayıcıların en meşhuru olan  Buhari’nin bu işi nasıl yaptığını kendi anlatımları üzerinden  örneklendirirsek;  Buhari;  Öncelikle hadis yazılı kaynaklardan faydalandığı gibi,  hadis rivayet edenlerden de  hadis toplamıştır.! Bu süreçte 50.000 km yolu deve sırtında  kat ederek, hadis rivayet edenleri  bir bir arayıp bularak, onların güvenirliğini test ederek sağlam olanlardan  topladığını söyler. Sahihlerini  600 bin hadisin içinden  seçtiğini söyler. Bunu nasıl yapmış bir bakalım. 600 bin hadisin her biri için gusül abdesti alır, iki rekat namaz kılar ve uykuya yatar,  rüyasında Resulullah’ı  görüp ona danışır, onun onayını aldığı rivayeti  en sahihlerinin arasına ilave eder.!
Bu hikayeyi  normal bir aklı çerçevesinde sorgularsak; Bir insanın  hem yiyip içmesi,  ibadet etmesi, uyuması,  çalışıp ekmek parası kazanması, çocukları ile ilgilenmesi ve  bunlarla birlikte elli bin km yolu deve üzerinde kat etmesi, hadis rivayet eden ravileri bularak onların güvenilip güvenilmediğini test etmesi,  altı yüz bin hadis için  yukarda  anlatıldığı şekil üzere uyguladığı metodu hayata geçirmesi on altı yıl içinde  nasıl mümkün olur?..!  Elinin altında bugünkü teknoloji olsa bu mümkün olur muydu!!!.? Ayrıca her rüyanızda gördüğünüzü  peygamber zannedeceksiniz, rüyanıza kendiniz amel ettiğiniz gibi başkalarına da nerdeyse mecbur edeceksiniz! Konuya ilişkin sorgulamayı derinleştirdikçe makul sonuçların çıkmadığı görülecektir! Bir şeyin doğru ve yanlışlığının tespiti için  mutlak akıl süzgecine vurulması gerekir!
Buhari’nin güvenilmeyen insanlardan hadis toplamadığı  hikayeleri de mevcuttur. Mesela “Buhari,  hadis naklettiği  söylenen bir kişiyi görmek için onun bulunduğu yere seyahat eder. O yere vardığında, bu kişinin atına yiyecek verecekmiş gibi yapıp atı çağırdığını ve sonunda ata yiyecek vermediğini görür. Bunun üzerine ‘Atı kandıran insanları da kandırabilir’ diye, onun naklettiği hadisi almaz.” Atı aldatan adamın eylemine  şahit oldu ve ondan hadis almadı diyelim, ulaşabildiği her insanın birilerini kandırıp kandırmadığını ne kadar zamanda nasıl tespiti yapılır!!! Düşündürücü..
Buhari’nin kendisi ile ilgili anlattıklarından da  bir iki örnek verelim. Buhari’nin şöhretinin duyulması üzerine Bağdat’ın ileri gelen alimleri onu  imtihana tabii tutmuşlardır.! Devrin alimleri  yüz tane talebe bulmuşlar! Her bir talebeye metin ve rivayet zincirini bir birine karıştırdıkları onar hadis vermişler   Buhari nin karşısında okutmuşlar!. Buhari’ye bunların sahih olup olmadığını sormuşlar!  Buhari bunlar hadis değildir demiş. Buhari yi imtihan eden alimler duruma gülmüşler! Bunun üzerine Buhari talebelerin okudukları hadislerin ravilerinin bir biri ile karıştırıldığını söyleyerek  her birini ve  doğru ravilerin isimlerini bir bir ezbere sayarak  onlara hadis konusunda verdiği dersi anlatmaktadır!
Bunun nasıl yapıldığını matematiksel bir işleme tabi tutalım!  On talebenin her birisinin okuduğu yüzer hadisin toplamı bin eder!  Her bir hadisin talebeler tarafından yanlış ravi isimleri ile birlikte okunması  otuz saniye olsa toplam harcanan zaman otuz bin saniye, oda beş yüz dakika toplamı  ise  sekiz saati geçmektedir. Bundan sonra,  Buhari’nin doğru ravileri ile bin hadisi okuması da bir o kadar süre  eder!  Yani Toplam  imtihan için harcanan zaman on yedi saat eder! Şimdi düşünelim! Buhari on yedi saat hiç durmadan, yemeden içmeden, zaruri ihtiyaçlarını gidermeden, dikkatini hiç dağıtmadan on yedi saat böyle bir imtihanı sonuçlandırabilir mi! Buna bir insan beyni dayanabilir altından kalkabilir mi!..?  O toplumda onlarca kişi var!! Onlar içinde aynı ihtiyaçlar varken!!..
Buhari’nin  bir başka anlatımında aynı şartlar altında on yedi bin hadisi senet zinciri ile birlikte  toplum karşısında ezbere okuduğu  hikâyeleri de var.  Onun süresi zamana vurulduğu takdirde 6 gün ediyor! Altı gün hiç durmadan bu işin nasıl yapıldığına, onu dinleyenlerin bu sürece nasıl dayanıp takip ettiğine  girmeye  hiç gerek yok!.

Hadislerin nasıl toplandığı doğru ve yanlıştan nasıl tasnif edildiği konusundaki bu malumattan sonra İlk dönemde toplanan hadis sayısı beş yüz iken daha sonraları altı yüz bine, ondan sonra sürekli artışlara ve günümüzde  bir buçuk iki milyona nasıl ulaştığına, Hadislerin hayatımıza ve inançlarımıza ne getirdiklerine bir bakalım.

Hadis ehlinin hadis toplama ve doğruyu yanlışı ayırt etme  süreçlerini incelediğinizde her birini yüz binlerce hadis içinde sahihlerini seçtiklerini söylemektedirler.  Sahabenin nerdeyse tamamının yaşadığı   ilk dönemde Hz Ebu Bekir ve Ömer’in  toplattığı hadis sayısı beş yüz iken, Ömer Bin Abdülaziz in toplattığı hadis sayısı bin beş yüze çıktığını görüyoruz. Bu sayı ikinci ve üçüncü yüz yıla geldiğinde hadis sayısının bir buçuk milyon civarında olduğu hesap ediliyor!  Eğer bu toplama süreci iki yüz yıl daha ertelense idi sanırım bu üç dört milyonu geçebilirdi!. Emevi döneminde temeli atılan abbasi döneminde zirveye ulaşan hadis borsası boş durmamış devamlı Allah resulü adına hadis uydurmuşlardır! Pekiyi buna neden ihtiyaç duyulmuştur denilirse?..!!
Bir şeyde talep varsa üretim olur! Talep arttıkça da üretim artar. Hadis konusundaki artırımlarda bundan kaynaklandığı ap açık ortadır. Allah resulü sonrası iç karışıklıkların artması,  asabiyetin ve  kavmiyetçiliğin yeniden hortlaması, yönetimi ele geçirme, ekonomik ve sosyal statü sağlama güdülerinin hat safhaya yükselmesi ile  nüfusun hızla artışı neticesinde farklı din ve kültürden gelenlerin  kültür alışkanlık ve inançlarını islam toplumuna taşımaları  neticesinde  toplumda büyük sorunların oluştuğu tarihi kaynaklarda yer almaktadır. Bu karmaşanın oluşmasını sağlayan  kişiler ve  güçler,  konumlarını,  ekonomik ve sosyal statülerini  yukarı çekmek, iç çatışmalarda  ötekileştirdiklerine karşı haklılık kazanmak,   gibi bin bir türlü sebeplere yönelik  delil üretme yoluna gitmişlerdir.  Toplum, zaten yazılı kültür son derece zayıf ve sözlü kültür de alabildiğine yüksek bir yapıdadır. Dolayısı ile söz sanatını kullanarak durumlarına delil olarak uydurdukları sözleri hadis adı ile ifşa etmeye başlamış oldukları görülüyor. Söz sanatını iyi kullananların bir çoğu para karşılığı, bir kısmı  İslam düşmanlığı, bir kısmı iyi niyetli sevap kazanmak için hadis adı ile  yalan üretiyorlar!!!.  Buralarda üretilenler, toplum içinde dilden dile  öylesine yayılıyor ki, haşa Kuran’ın söylediğine bakılmaz oluyor! Kuran’ı  anlamak zordur! Zaten  onu da peygamberimiz açıklamıştır. “Bu hadislerde Kuran’ın açıklamasıdır” gibi topluma daha önceden enjekte edilen hadis vahiydir intiba ası,  İslam toplumlarının Kuran ile arasına mesafe koymasını sağlamış oluyor! Bu kültürün bizatihi içinde olan her şeye yakından şahit olan İmam’ı azam uydurulan yalanları hadis kabul etmediğinden dolayı kendisinden sonra gelecek olan, hadis ehlince çok aşağılanıp, küfür hakaret ve tekfirlerine  uğrayacaktır.! Bu tür yalan pazarlayıcıların kimler olduğuna bakarsak sıra ile  en çok  hadis rivayet edenlerle başlamamız gerekir. Bunların başında da Ebu Hüreyre yer almaktadır. Allah resulü yanında en fazla yirmi ay kaldığı rivayetleri olan Yahudi asıllı olan, bu kişinin hadis  nakline yönelik, hadis üstadı olmak ile hadis uyduruculuğu  piri olmak  arasında büyük övgü ve yergi ile anıldığını baştan söylemek gerek. Bunlardan hangisi doğru yada yanlış okuyucunun vicdanına ve her şeyi bilen gören Allah’a bırakıyorum. Kaynaklarda konuya ilişkin geçen bazı örneklere yer vereceğim.
Ebu Hureyre’nin  kendisi ile ilgili söyledikleri;
“Size naklettiğim şu hadisleri Ömer zamanında anlatsaydım değneği ile beni döverdi” der (Ez Zehebi, Tezkiretul Huffaz).
“Ömer ölünceye kadar ‘Allah’ın Resulu buyurdu’ diyemezdik” (Müslim, 1. cilt).
Hz. Ömer ona şöyle demiştir: “Ey Allah’ın ve Kitabı’nın düşmanı! Allah’ın malını çaldın değil mi? Yoksa senin on bin dinarın nereden olacak?” (İbni Sa’d, Tabakat, 4. cilt). Hz. Ömer bu sözü ona valilik görevinden aldıktan sonrası söylemiştir!
Emeviler dönemi, Ebu Hureyre’nin altın çağı olmuştur. Emeviler Ebu Hureyre’ye el Akik’te bir köşk inşa edip arazi vermişlerdir.  Bu hususa yönelik; İbni Kesir’in “El Bidaye Ve’n Nihaye” eserindeki şu hadisler, Ebu Hureyre’nin nasıl karşılık verdiğini göstermektedir:
Ebu Hureyre rivayet eder ki: “Allah’ın Resulu Muaviye’ye bir ok verdi ve şöyle dedi: ‘Bu oku al ve cennette beni onunla karşıla’” İbni Kesir, El Bidaye Ve’n Nihaye- Ebu Hureyre’den yine şu hadis rivayet edilmiştir: “Allah’ın Resulu şunu derken duydum: ‘Allah, vahyini üç kişiye emanet etti: Ben, Cebrail ve Muaviye’” İbni Kesir, El Bidaye Ve’n Nihaye ..
Sahabenin Ebu Hüreyre ile ilgili söyledikleri;
Hz. Ayşe, Ebu Hureyre’ye “Sen Peygamber’den duymadığım hadisler rivayet ediyorsun” dediğinde ona edepsizce bir cevap verir: “Ayna ve sürme seni Peygamber’le ilgilenmekten uzak tuttu” (Zehebi, Siyeru Alemin Nubela 2. cilt). Hz Ayşe nin Ebu Hüreyreyi tenkitleri bununla sınırlı değildir.
Hz. Ali’nin  Ebu Hüreyle ilgili söyledikleri: “Yaşayanlar arasında Allah Resulü’ne en fazla yalan isnat eden Ebu Hureyre’dir” (İbni Ebul Hadid, Şerhu Nehcul Belağa, 1. cilt). Yine Hz. Ali onun “Sevgili dostum bana haber verdi ki” diye Peygamber’den bahsettiğini duyunca “Peygamber ne zaman senin sevgili dostun oldu?” diye sormuştur. İbn Mesud gibi meşhur bir sahabe ise onun “Ölü yıkayan ve taşıyan kişi abdest alsın” sözünü kabul etmeyerek hakkında ağır sözler söylemiş ve sonra şöyle demiştir: “Ey insanlar, ölülerinizden dolayı necasete (pisliğe) bulaşmazsınız.”
Hz. Ömer’in Ebu Huriye’yi atadığı valilikten hırsızlıkları nedeniyle geri çağırttığı anlatılır. Hz. Ömer, Ebu Huriye’ye hitaben: “Seni Bahreyn’e vali yaptığımda ayağında bir çift ayakkabı yoktu. Sonra duydum ki sen 1000 dinara, 600 dinara atlar satın almışsın. Sen Bahreyn’in en ücra köşesinden, insanlar vergilerini, Allah ve Müslümanlar için değil de senin için versinler diye mi geldin?” der ve Ebu Huriye’yi döver. Hz. Ali de Ebu Huriye’yi yalancılıkla itham eder.  (Zehebi, Siyer).
Ebu Hureyre’nin “Av ve çoban köpekleri dışındaki köpekleri öldürün” hadisine tarla köpeklerini de eklemesi üzerine, İbni Ömer, Ebu Hureyre’nin tarlaları olduğu için böyle bir yalanı uydurduğunu söylemiştir (Cemal Sait Aktaş, Hadis Kritiği Makalesi).
Hadisleri bizlere sahabe  sayesinde ulaştı diyen hadisçilerimiz, cerh ve tadille dikkat ettiklerini söylemelerine rağmen,  ne hikmetse  Ebu Hüreyre ye itibar ettikleri kadar  sahabenin en ileri gelenlerinden  Hz.Aişe, Ömer ve Ali nin söz ve  kanaatine    itibar etmemiş olmalılar ki, Ebu Hüreyre rivayetleri ayyuka çıkmış iken,  peygamber dostları ve  yakınlarını  yok hükmünde saymışlardır.!!

BU YALANLAR İSLAMA NASIL YAMANDI VE BUNLAR  NASIL DİNDEN SAYILDI
Farklı kültür dinlerden gelenlerin  özellikle Yahudilerin hadis uydurmacılığı konusunda  İbni Haldun, Mukaddime adlı ünlü eserinde konuyla ilgili şu açıklamaları yapar: “Hadis nakil tefsirleri yanlış doğru, makbul merdud her şeyi içeriyordu. Bunun sebebi şuydu; Araplar ne kitap ne de ilim ehlindendiler. Onlara hâkim olan yaşam tarzı bedevilik ve cahillikti. Yaratılışın esrarı, kâinatın durumu, vb. konularda bir şey öğrenmek istediklerinde bunu kendilerinden önce Kitap verilenlere sorarlar ve bu konularda onlardan yararlanırlardı. Bunların aralarında Kab el Ahbar, Vehb İbni Münebbih, Abdullah bin Selam vardı. Hadis nakilli tefsirler bu tür kişilerden yapılan nakillerle dolmuştur. Tefsirciler bu hususta gevşek davranmış ve tefsirlerini bunların nakilleriyle doldurmuşlardır.” İbni Haldun’un anlattıklarını, ne yazık ki  birçok tefsirde gözlemlemekteyiz. Yine Yahudilerden olan  Kab el Ahbar İsrailiyat’ı, Yahudi uydurmalarını dinimize en çok sokan kişi olduğunu görüyoruz. Özellikle Peygamberimiz ’in vefatından sonra Hz. Ebu Bekir veya Hz. Ömer dönemlerinden birinde İslam’a girdiği söylenir. İsrailiyat hakkındaki bilgisi ve bitmek tükenmek bilmeyen hikâyeleri, onu, devrinde ilgi odağı haline getirmiştir. Peygamberimize iftira olan hadislerin birinde “İsrailoğullarından hadis naklinde bulunun, bunda zarar yoktur” denir. Bu hadisi, Abdullah bin Amr’ın naklettiği söylenir. Tirmizi, Ebu Davud, Buhari bu hadise yer vermiştir. Abdullah bin Amr, Kab el Ahbar’ın talebelerindendir. İslam’a sokulmaya kalkış ılıcak binlerce İsrailiyat hikâyesinden önce bu hadisi uyduranlar, daha sonraki uydurmalarını buna bina etmişlerdir. Kab el Ahbar bunların en önde gelenidir. Kendisi yalnız hadis nakletmekle kalmamış, daha evvel incelediğimiz Ebu Hureyre’ye, bunun yanında Abdullah bin Amr, İbni Ömer, İbni Abbas gibi şahıslara da ders vermiştir. Böylece uydurmaların yayılması için bu şahısları da kullanmıştır. Ebu Hureyre’ye karşı çıkan Hz. Ömer, aynı tavrı Kab el Ahbar’a karşı da göstermiş ve onu sürgünle tehdit etmiştir. Hz Ömer’in şehit edilmesinde de bu kişinin parmağı olduğu  kaynaklarda geçmektedir. (Mahmud Ebu Reyye, Muhammedi Sünnetin Aydınlatılması).
Allah resulü sonrası  gelişmelerde de hadis konusunun ne denli  kullanıldığına bakıldığında  bu alanın içeriğinin  pek de masum olmadığı görülür!. İnsanların bir biri ile savaşması, barışması, övmesi, yermesi, tekfir etmesi vb. çekişme alanlarının hadis üzerinden yapıldığı saklanamaz bir gerçektir. Bunun ötesinde bu kadar çelişki ve yalan üzerinden herkes kendine  inanç alanında yeni bir anlayış çıkartabilmekte ve kendisinin hak diğerlerinin batıl olduğunu iddia edebilmekte! Bu kadar yalanın, çelişkin içinden doğruyu bulmak elbette kolay değildi! Hadis toplayıcıların kötü niyetli olduğunu düşünmek elbette zandır. Ama içinde bir tane bile  yalan hadis olma ihtimali olan  kitaplarına sahih adı vermeleri pek doğru bir davranış değildir. Kaldı ki onlarca islam alimi söz konusu isimlerdeki kitaplarda yüzlerce  yalan haber olduğunu iddia etmekteler!!.  Neticede hadislerin toplanmasında kullanılan usul beraberinde çürük hadislerin kitaplarına girmesine sebep olmuştur. Bu da şunu göstermektedir ki;  Kuran’a, akla, tecrübeye, sarih ve mütevatir nakle, usule aykırı, şehvet ve yozlaşmaya çağırır bir karakter arz edenler, ilimle çelişenler, Allah’ın  kemal özelliklerine zıt hadislerin uydurulmuş olduğudur. Bunlardan örnekler vermemiz gerekirse;
Kuran’la çelişen hadisler;
Hadis: “Allah ahirette Peygamberlere kimliğini kanıtlamak için bacağını açıp baldırını gösterir.” Müslim-İman 302; Buhari 97/24, 10/29; Hanbel 3/1-
Başka bir hadis;  “Allah benimle görüştü ve el sıkıştı. Elini iki omuzum arasına koydu. Öyle ki parmaklarının soğukluğunu iki göğsüm arasında hissettim.” Hanbel 5/243
Hadis: “Kadınlar arasında iyi kadın, yüz tane karga arasında alaca bir karga gibidir.” Buhari 9/1391
Hadisin hadisle olan çelişkisiyle ilgili örnekler;
"Kim size Peygamberimiz ‘in ayakta küçük tuvaletini yaptığını söylerse inanmayın. Süneni Nesei 1-2/25-  Bir başka hadis; Çelişik Hadis: "Peygamber'imiz bir kavmin süprüntüsüne varıp ayakta küçük tuvaletini  yaptı." Buhari 1/167
"Peygamber ayakta su içilmesini yasakladı. “Ebu Davud 4/No:3717- bununla çelişen;  Çelişik Hadis: "Peygamber'i sizin benim gibi ayakta su içerken gördüm. “Ebu Davud 4/No:3718
Akıl ile çelişen hadislerden örnek; “Nuh'un gemisi yedi kez Kabe'yi tavaf etti. Sonra da makamda iki rekât namaz kıldı"- Dünya balığın üzerindedir. Balık başını sallayınca Dünya’da depremler olur.”
Yine Ebu Hüreyre den; “Eğer Beni İsrail olmasaydı yemek bozulmaz, et de kokmazdı”
……Mûsâ bir gün yalnız başına yıkanmak için soyundu, elbiselerini bir taş üzerine koydu, sonra yıkandı. Yıkanması bitince elbiselerini almak için onların yanına gitti. Bu sırada taş, elbiselerle yuvarlanıp gitti. Mûsâ da asasını alıp taşı yakalamaya gitti ve: Ey taş, elbisemi; ey taş, elbisemi! diyerek koşmaya başladı. Nihayet İsrâîl oğullarından bir topluluğun yanına kadar vardı.  Bu suretle onlar Mûsâ'yı çıplak olarak ve Allah'ın yarattığı en güzel surette gördüler. Böylece Allah Musa'yı onların demekte olduklarından beri kıldı. Taş orada durdu, Mûsâ elbisesini alıp giydi. Akabinde Mûsâ asasıyla taşı dövmeye başladı".
Ebu Hureyre: Vallahi o taşta Musa'nın vurma izinden üç yâhud dört yâhud beş yara izi kalmıştır, demiştir.
Böylesi bir yalanla Musa as. Taşı dövüp inletir de, peygamberimizi çok seven kütük hasretten ağlayıp inlemez mi! Aynı buna benzer peygamberimizle özdeşleştirilen  kütük rivayeti de meşhur bir rivayettir! Yalan üretme mantığında süreli bir peygamber yarışı ve Yahudi kültürünün devamlı öne çıkartılması!..
Sonuçtan bakıldığında tarihten günümüze  Hadis nakilcilerinin itibarlarını korumak için peygambere yapılan iftiralara bile aldırış edilmediğini görebilmekteyiz!  Nasıl mı?  Konuya yönelik  bir süre rivayetten sadece  bir kaçını örneklendirirsek; Hz peygambere büyü yapıldığı,  Hz İbrahim’in üç yalan söylediği, Hz Musa’nın Azrail’in gözünü kör ettiği yalanı en sahih dediğimiz kitaplarda yer alması!!.
Şu bir hakikattir  ki, vakıa olarak Kuran’ı belirleyen, ona yol gösteren, sınırlarını çizen, Kuran’a neyi ne kadar nasıl yapacağını  öğreten;  sünnet, hadis, icma ve kıyas değildir!!!. Bizatihi belirleyici konumda olan, sünneti belirleyen ve yönlendiren Kuran’dır. Din ile ilgili bütün belirlemelerin tek kaynağı, Rabbimizin Hz. Muhammed’e vahyettiği ve günümüze mütevatir bir yolla gelen, korunmuş olan Kuran’dır. Bunu hem yüce rab kitabında söylemiştir, hem de resulün  bu konuda sözleri vardır.
Bundan sonra hangi söze inanacaklar?” (Ar’af 7:185) Artık Allah'tan ve O'nun delillerinden sonra hangi söze inanırlar? (Ahkaf 45:6) "Kuran'dan başka hangi söze inanacaklar?" (Mürselat 77:50) Kur’an uydurulmuş bir söz değildir.  (Yusuf 12:111) “İnsanlar arasında, bir bilgisi olmadığı halde Allah yolundan saptırmak için gerçeği boş sözlerle değişenler ve Allah yolunu alaya alanlar vardır. İşte alçaltıcı azap bunlar içindir”. (Lokman 31:6)
Kur’an’da anlatılan bu kriter Kur’an öğretmeni olarak tanınan İbn-i Mesûd’dan aktarılan şu sözle de teyit edilmektedir: “En güzel hadîs Allah’ın Kitabıdır.” (Buhari, 78, Edeb, 70, 6:96, İ’tisam 2, 8:139) Bu tarihi ifadeyi karşılaştırın: Kur’an Zümer 39:18
“Helal, Allah’ın, Kitabında helal kıldıklarıdır. Haram da O’nun, Kitabında haram kıldıklarıdır. Hakkında bir şey söylemeyip sustuğu şeyler de affettiklerindendir (mübah şeylerdir)”’ (Tirmizi, Libas: 6, İbn-i Mace, Atime: 60) Görüleceği gibi, Allah resulünün haram ve helal üzerine söylediği bu söz ve bu konuyu aynen böyle ifade eden ayet olmasına rağmen Allah resulüne haram helal belirleme yetkisi veren rivayetlerde mevcuttur!
Yukardaki anlatımlardan da anlaşılacağı üzere hadis yada sünnet adı söylenilen her söze ve harekete itibar etmemek gerekir. Bu hususlar bugüne kadar  yüzlerce binlerce alim incelemiş  lehte ve aleyhte görüşler ileri sürmüşlerdir.  Sonuç olarak bu konuyu anlamak üzere bakarken  hadis tenkidi veya eleştirisini  hadis inkarcılığı olarak düşünmek asla doğru değildir. İki şeyi bir  birinden  ayırt etmek gerekir. Hadis tenkidi; hadisin  doğrusunu yanlışından ayırmak, Hz. Peygambere atfedilen kötü çürük ve yanlış olan hadisleri ayıklamaktır. Hadisin korunmuşluğunu ve  vahiy olduğu iddialarını reddetmektir.  Hadis inkarcılığı ise, hadislerin hiçbir değerinin  olmadığını söyleyerek toptan reddetmektir.
Müslümanlar sadece Kuran’a tabi olmak durumundadırlar. Hadis vahiy değildir. Bu sebeple hadislerin hz. Peygamber tarafından söylendiği kesin olsa bile,  Kuran kaynaklı olmayan  sözlere uyulması zorunlu değildir. Çünkü vahiy değillerdir. Allah resulü devlet başkanı olarak;  yönetime yönelik, o günkü toplum kültürü içindeki bir takım alışkanlıklara yönelik,  sosyal hayatın içindeki her hangi bir gelişmeye yönelik söylediği sözler olabilir!  Daha sonraki süreçte toplumlar değişmiş, kültür değişmiş, insanlardaki algılar değişmiş, sosyal hayattaki alışkanlıklar ve anlayışları değişmiş bir toplumun sorununu, Allah resulünün  o günkü o toplumdaki bir olay üzere söylediği sözün bir çözüm aracı olacağı elbette düşünülemez..
Kaldı ki, aynı konu ile alakalı farklı hadislerin mevcudiyetinin itikadi, fıkhî siyasi vb. alanlarda Müslümanların ayrılığa düşmelerine yol açtığı, bununda ümmetin birliğini ortadan kaldırdığı unutulmamalıdır!.  Bu gerekçelerin arakasına saklanarak hadisleri tamamen reddetmek mümkün olmayacağı gibi,   bir araya toplanmış mevcut hadisleri ne pahasına olursa olsun savunmak hatta ona dokunulmazlık statüsü tanıyıp onu kutsallaştırmak da  doğru değildir.  Toptan reddetme yada kutsamanın olmadığı bir anlayışla, doğruyu yanlıştan ayırt edebileceğimiz tek ölçümüz Allah’ın kitabını hakem yaptığımızda bölünmüşlük ve tefrika gittikçe artmayacak muhtemelen azalacaktır. Kuran dışında yer alan diğer kaynaklar  hadisler, siyer, tevsir kitaplar  bizim neyimiz oluyor gibi bir soru aklımıza gelirse, onlarda  dinimizi anlamamızda bize  yardımcı bilgileri içeren kaynaklar olarak değerlendirilebilir.  Ama asıl değillerdir. Söz konusu yardımcı kaynaklar ancak Kuran’a  akla, evrensel değerlere ters olmadığı sürece faydalanılabilecek kaynaklardır.
Anlatımlardan da anlaşılacağı üzerine Hadis-Sünnet  konusu çok tartışmalı bir konudur.  Şu da aklımızın bir kenarında tutmamız gerekmez mi!::?   Ne malum Buhari nin attığı beş yüz doksan bin küsur hadisin içinde doğruların olmadığı.. Bunu  kim iddia edebilir.!! Buhari doğruyu yanlıştan ayırt eden ölçüm cihazı değildir ki! O da bir insandır. İnsanlar hata yapabilirler!
Sahihi Buhari Eleştiri ve Tenkitleri:
Büyük alim Fuad Sezgin Hoca bu konuda  şu bilgileri verir:
"Buhari'yi takip eden asırda,1000 talebesinden ancak beş tanesinin sahih ravisi olduğu görülür. Buhari'den bir asır sonra kitabını şerhe yeltenen Hattabi, metnin ancak iki rivayetinden faydalanabilmiştir. Al Firabri,an Nasafi,al Mahamili,an Bazdavi ve an Nasawi rivayetlerinden ilk ikisi erken devirlerde diğerlerini unutturmuştu. .VI. .asırdan itibaren ,Firabri rivayeti, Buhari’nin kitabıyla alakalı hemen bütün etütlerin isnat ettiği yegane tek metin olarak kalmıştı. Ehemmiyetine kanaat ettiğimiz an Nasafi rivayetine, İstanbul kütüphanelerinin sakladığı beş yüz kadar Buhari nüshası içinde rastlayamamış olmamız hüzün vericidir.
Herhalde meşhur altı hadis kitabı arasında Buhari’nin sahihi, rivayetleri bakımından en çok işlenmiş bulunanını teşkil etmesine rağmen en muğlak olanıdır. Metnin muhtelif rivayetleri arasında mevcut ihtilafın derecesi hususundaki hükümler birbiriyle uzlaştırılamayacak kadar muhteliftir .Abul Walid el Baci, rivayetlerin ciddi şekilde birbirlerinden ayrıldıklarına kani olduğu halde, İbni Hayr al İşbili bunların pek mühim olmadıklarını söyler.
Bugünkü mevcut matbu nüsha, Sahihi Buhari’nin ravilerinden biri olan El Firabri'nin nüshasından gelen ve dolayısıyla bu nüshanın hususiyetlerini muhafaza eden en eski nüshaların muhassalası mahiyetinde bulunan Yunini edisyonuna dayanmaktadır."
(Fuad Sezgin, Buharinin Kaynakları Hakkındaki Araştırmalar,(AÜİF Yayınları,XIII.,İst,1956,s.168-172)
Diyanet İşleri Başkanlığı nın konuya ilişkin görüşleri (kısa bir bölüm alınmıştır)
"Rivayetlere göre Sahîh'i Buhari'den doksan bir kişi dinlemiştir. Bunlar arasında beşi Sahîh'in en meşhur ilk ravileridir: 1. Ebu Abdillah Muhammed b. Yusuf b. Matar el-Firebrî, 2. İbrahim b. Ma'kil en-Nesefî, 3. Hammad b. Şâkir en-Nesevî, 4. Mansür b. Muhammed b. Ali el-Bezdevî, 5. el-Hasen b. İsmâ'il b. Muhammed el-Mehâmilî  Sahihin ilk iki rivayeti hariç diğerleri pek itibar görmemiştir. Kaynakların verdiği bilgiye göre en-Nesefî rivayeti el-Firebri rivayetinden daha az kapalı ve zordur, el-Hattâbî, Ebu Nu'aym, el-Humeydî gibi alimler bu nüshayı diğerlerine tercih etmişler, şerh yahut çalışmalarında onu asıl almışlardır. el-Firebri nüshası Buhârî'nin kâtibi Ebu Ca'fer Muhammed b. Ebî Hatim nüshasının nassına dayanan bir asıldandır. el-Firebrî bu nüshayı Buhârî'den 248 de Firebr'de 252 de Buhâra'da iki kere dinlemiştir, bu nüshadan kopya edilen ilk nüshalar arasında önemli ihtilaflar meydana gelmiştir. Ali b. Muhammed b. Abdillah el-Yûnînî, hicri yedinci asrın sonlarında el-Firebrî müshasma dayanan rivayetlerin arasını birleştirmiş ve böylece Buhârî'nin bugün elimizde bulunan nüshasını meydana getirmiştir. Diğer nüshalar bu arada kaybolmuştur. İstanbul kütüphanelerinden birinde bulunan ve Sultan Abdulhamid'in emriyle Mısır'a gönderilen çok eski bir Yûnînî nüshası da kaybolmuştur.  Sahih-i Buhari'nin belli başlı özellikleri arasında en önemlilerinden birisi mukaddimesinin olmayışıdır. "(Bakınız,TC Diyanet İşleri Başkanlığı hadis sitesi,Sahihi Buhari)

BAŞKA  KAYNAKLARIN KONUYA İLİŞKİN GÖRÜŞLERİ:

.... Bununla birlikde Bu ehl-i Sünnet alimleri buhar inin uydurma hadislerini ilk sayfadan son sayfaya kuran karşılaştırarak ve düşünerek okumamışlardır. Eğer bunu yapmış olsalardı, Buhari’nin uydurma hadislerinin Kurandaki ayetlerden sadece 1/3 açıklamaya çalıştığının farkına varacaklardı. Bu basit bir dille şu demektir. Kuranın tamamını açıklayacak kadar yeterli Buhari hadisi yoktur .Medine Münevvere Üniversitesi tarafından yayınlanan Dr Muhammad Muhsin Khan yazdığı şu kitapta sık sık şu sözler ile karşılaşırsınız. Bu konuda bir hadis yoktur diye. (Sahih Bukhari, Volume 6 – Tafsir of the Quran, translation by Dr Muhammad Muhsin Khan, University Medina Al Munawwara).

Başka bir deyiş ile Buhari Kurandaki 28 sure için herhangi bir hadis kayıt edemediğini kabul etmiştir. Bu basitçe Kurandaki 114 surenin yüzde 25 denk gelmektedir. Hatta geriye kalan hadislerde şüpheli.








Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

PRESENT STATE OF SUCH our OKUYORUM BEN! AND YOU!!!?

ANXIETY AND PURPOSE OF RELIGION IS REMOVING THE EMERGENCE truth;  For this purpose people's     thoughts     to exp...