HADİS NEDİR?
BİZE NASIL ULAŞMIŞTIR?..!HADİSİN YOLCULUĞUNDA BAŞINA GELENLER!!!
Hadis; Allah Resul’ünden geldiği rivayet olunan iman, ahlak, ibadet ve muamelat konularında Kuran’ın
gösterdiği çerçevede söylediklerine denir.
Sahabe, karşılaştıkları
problemleri Allah resulüne sorar öğrenir
ve bir birlerine anlatırlardı. Onlar
nebevi örnekliği takip ederlerdi. Hz peygamberimiz kendi yaşadığı dönemde hadis
yazımını yasaklamıştır. Sınırlı sayıda
olsa da uzaktan gelenlere ibadetlerini nasıl yapacakları konusunda kendisine
sorulan soru üzerine, bazı sahabeleri işaret ederek git onlar sana bu konuyu
yazarak versinler dediği ile ilgili rivayetler vardır. Bir de Yemen’e vali
tayin edilen Amr b. Hazm dinin emir ve yasakları, zekât, diyet ve ceza
konularını içeren rivayetler ile yine sahabeden Cabir b. Abdullah hacla ilgili idari
ve siyasi talimatlar konusundaki söz ve uygulamaların günümüze ulaştığı
bilinmektedir. Yazılan Hadis konusundaki ilk kaynak bilgileri bunlardır.
Allah resulü döneminde hadis ve
sünnet ifadelerine yüklenmeyen anlamlar, daha sonraki karmaşalar,
iç çekişmelerin başlayıp mezheplerin ortaya çıktığı dönemlerde imamı
şafi’nin görüşleri doğrultusunda şekillenmeye, bugünkü anlamlar yüklenmeye
başlandığını görüyoruz!. Bu süreçte sünnet hadis ile eşitlenmiş, eş anlamlı
kullanılmaya başlanmıştır! Oysa, başlangıçta
Sünnet, Kur’an’da on dört yerde
(Sûnnah) kelimesi ile geçen, Allah’ın değişmez kanunları olarak algılandığı bilinmesine rağmen, Allah’ın sünneti olurda Resulün sünneti olmaz
mı mantığı üzere üretilen kavramdır.!
Hadis; sahabe sonrası bir biri ardına yaşayan yedi sekiz nesli kapsayan
yani iki yüz elli üç yüz yıllık dolaşımı
olan sözlerin Allah resulünce söylendiği var sayılan sözlerdir! Sünnet ise;
Allah resulünce uygulayıp
nesilden nesile taşınarak gelen Kur'an
uygulamalarıdır. Bir amelin uygulanıyor olması ve bu uygulamanın mütevatir bir
biçimde bize kadar yaşanarak gelmesi sağlamlık olarak çok yüksek bir dereceyi
ifade etmektedir. Ancak hadis ise, bir uygulama değil, bazen uygulamalardan da
bahseden rivayetleri ifade etmektedir.
Ayrıca bu rivayetler sünnetler gibi uygulama ile değil, sözel aktarımlarla
kitaplara geçmişlerdir. Dolayısıyla, uygulamalarla sözleri eş değerde tutulması
mümkün değildir. Gelenekçi yapı; uygulamaların önemine ve sağlamlığına atıfta
bulunarak, sağlamlık derecesi daha düşük
bir konumda olan rivayetleri onunla eş tutarak, sünnetin kanatları altında hadisleri
dokunulmaz kılmaktadır. Böyle bir anlayış,
başta sahih sünnet ve hadis ilmi
olmak üzere tahkik ehline büyük haksızlıktır. Çünkü hadiste görülen bir
çürüklükler, sünnette olan güveni sarsabilmektedir!
Müslümanların büyük bir çoğunluğu hadis konusunda gerçek bilgilere sahip
olmadıkları için, hadis adı altında duydukları her sözü gerçekten Allah resulü
söylemiş zannetmektedirler!.. En azından bu sözler sanki
Allah Resulü ‘nün dilinden aynen duyulmuş, bizlere hiç değişmeden gelmiş
gibi algılanır hale gelmiştir!. Böyle bir algılama içinde olanlar, bu konu hakkında
derin malumatı olan, araştıran ve kanaat belirten orta ve geç dönem alimlerini, sanki Allah
Resul’ünü eleştiriyormuş, yok sayıyormuş, postacı konumuna koyuyormuş!, hatta sünneti inkar ediyormuş gibi,
ağır bir dille itham edip suçlayabilmişler hatta suçlamaktadırlar!!! Allah
resulü 23 yılda hiçbir şey konuşmadı mı gibi polemik cümleleri üretilmektedir! Allah resulü tabi ki konuştu. Ancak konuştuğu
sözler içinde sünnet barındırıyor ise, zaten o yaşanır duruma gelmiş bir eylem
olmalı. Yaşanır duruma gelmiş sünnetlerde günümüze kadar nerdeyse hiç
değişmeden ulaşmış durumdadır. Sahabe içinde sünnet barındıran sözleri kulak
arkası edip atlamış olabilir mi!.?
Şu unutulmamalıdır ki, Hadisler; lafız ve mâna olarak
Allah Resulü ‘nün ağzından çıkan sözler değildir. Onun söylediği var sayılarak dilden dile nesilden nesile söylenegelen
rivayet edilen sözlerdir. Durum böyle
olunca bunların içinde hangisi, doğru hangisi yanlış, hangisinin içine neler
ilave edilip çıkartılmış olduğunun
bilinmesine ihtiyaç vardır! Yani bu sözlerin sıhhat dereceleri vardır. Eğer böyle olmasaydı, bu gün güvenilir olarak
addedilen Buhari mevcut sahihini altı yüz bin rivayetten seçtiğini
söylemeyecekti.! Demek ki, peygamber
sonrası iki yüz elli üç yüz yıl için bu nehre çoook atık sular karışmıştır!
Bununda mutlaka vahiy ve akıl süzgecine vurulması gerekir.
Burada şu çok önemli bir vakıayı da
aydınlatmak gerek! İslam coğrafyasında uydurma ve hurafe içeren sözlerin hadis
kabul edilip sahip çıkılmasına karşın
“ Kuran Bize Yeter” sloganı ile yola çıkarak, Sure ve Kuran bütünlüğüne bakmadan sözlük / lügat üzerinden
ayetlere mana veren bir anlayışın var olduğunu da unutmamak gerek! Bu
anlayışa sahip olanların bir kısmı, sünneti ve rivayetlerin tamamını
reddetmektedir! Bu zihniyet parçacı yaklaşımlarla bağlamından koparttıkları
ayetleri kullanarak kendileri gibi düşünmeyenlere karşı, tekfir aracı yapabilmekteler!
Bu tür girişim içinde olanlar, Kuran’ın kendi kendini açıklama metodundan
faydalanmayı görmezden gelerek, ayetlerde kullanılan kelimelerin farklı
anlamlardan işlerine geleni tercih etmeleri nedeniyle, her biri, aynı ayete
farklı anlamlar yüklediklerini bu konuda bir birleri ile de anlaşamadıklarınım
görmek gerek!
Burada Müslümanların
dikkat etmesi gereken husus; hadis olarak adlandırılan sözlerin çürük ve
sağlamlığını ayırt etmeye çalışan akıl sahipleri ile, bütün sünneti ve rivayetleri
toptan reddedenleri ayırt etmesi gerektiğidir!.
ALLAH
RESULÜ VE SONRASI HADİS YAZIMI VE TOPLANMASINI NEDEN YASAKLANMIŞTIR.
Hadis yazımının yasaklanmasının en
önemli sebebi, geçmiş dönemlerdeki peygamberlere gönderilen kitapların, daha
sonra bir takım rivayet ve geleneklerle bozulmasındandır. Birde rivayetlerin
Kuran’ın önüne geçirilmesi endişesi mevcuttur. Peygamberimizin hadis
konusundaki uygulamasına şahit olan dört halife de, hadis yazımını
yasaklamıştır. Hz Ebu Bekir ve Ömer
kendi dönemlerinde hadis yazılmasını yasaklamasına rağmen, içlerine sahteleri
girmesin diye, yaşayan bütün sahabe haber gönderilerek hadislerin toplanması sağlanmış, ancak beş
yüz hadis toplayabilmişlerdir. Söz
konusu halifeler toplanılan hadislerin içindeki çelişkileri görünce ümmetin
ayrılığa düşmesi endişesi ile toplattıklarını da yaktırmışlardır! Bu konuya
ilişkin İmam Zehebi den naklettiği bir
söze bakalım; Hz. Aişe (radıyallahu anhiye) nakleder: "Babam Resûlullah
(aleyhisselâtu vesselâm)'dan 500 kadar hadîs yazmıştı. Bir gece hiç uyuyamadı
ve yatakta döndü durdu. Bu duruma üzülerek: "Babacığım, sana yapılan bir
şikâyet veya ulaşan bir haber yüzünden mi uyuyamadın?" dedim. Sabah
olunca: "Kızım, yanındaki hadisi getir" dedi. Ben de getirdim. Ateş
yaktırdı ve hepsini yaktı. Denilmektedir.
İlk dönem hadislerin neden toplanmadığı ile ilgili rivayetlerden bazıları;
Ebu Said El-Hudri (r.a.)'den rivayet edilmiştir: “Benden Kuran dışında
hiçbir şey yazmayın. Kim benden Kuran dışında bir şey yazmışsa imha etsin.”
(Müslim, Sahihi Müslim Kitab-ı Zühd, Hanbel, Müsned 3/12, 21, 33)
“Sahabe Allah’ın elçisinden sözlerini yazmak için izin istediler. Ancak
onlara izin verilmedi.”(Darimi, es Sünen) Ebu Hureyreden:“Biz hadis
yazarken Hz. Peygamber yanımıza geldi ve yazdığınız şey nedir? dedi. Senden
işittiğimiz hadisler (sözler) dedik. Allah dostu seyyid. Hz. Peygamber Allah’ın
kitabından başka kitap mı istiyorsunuz? Sizden evvelki milletler Allah’ın
kitabı yanında başka kitaplar yazdıkları için yoldan çıktılar.” (El Hatib,
Takyid, sayfa 33) “Allah elçisinden sözlerini yazmak için izin istedik, bize izin
vermedi.” (Tirmizi, es-Sünen, K. İlm, sayfa 11) Ebu Said El-Hudri(r.a.)'den öğrendiğimize göre, bu sahabi Hadis yazmak
için efendimiz (s.a.v.)'den izin istemiş, fakat o (s.a.v.) bu izni vermekten
çekinmiştir.(takyidul ilim,hatip el bağdadi,s:32)
Bunlardan başka işin garibi hadislerin
toplanması konusunda da rivayetler mevcuttur. Aynı kitaplarda bir birine tezat
sözlerin yer alması da düşündürücü!
Görüldüğü gibi hadislerin toplanıp toplanmama konusunda rivayetlerde dolayısı ile de ümmette bir
çelişki bulunmaktadır. Doğrusunu ancak
Allah bilir.. ilk dönemde Hz. Ebu
Bekir ve Ömer’in çalışması dışında Ömer
bin Abdülaziz de hadis toplattığını yine kaynaklardan öğreniyoruz. O çalışmada
hadis sayısının bin beş yüze çıkmış
olduğuna görürüz. Bu çalışmalardan
sonra, en kapsamlı bir şekilde
Hadislerin toplanması en erken hicretten sonra üçüncü asırda toplanmaya
başlamışlardır. Bunların başını da Buhari çekmiştir.
HADİSLER
NASIL TOPLANMIŞ KONUSUNA GELİRSEK;
Günümüz Müslümanların çoğunluğu,
içlerinde belirli bir miktarda sahih olmayanlarla birlikte sıhhat
bakımından en muteber hadis kitapları
olarak; Sahih-i Buhari , Sahih-i Müslim,
Sünen-i Nesai , Sünen-i Tirmizi, Sünen-i Ebu Davud, Sünen-i İbn Mace ve Muvatta’ yı kabul etmektedirler. Bunların tamamına daha
sonraki alimler Kütübi Sitte adını verilmişlerdir. Bu kitaplarda yer alan
hadislerden ortak olanları yani bir birinin aynı olanları mevcudun onda
birinden azdır. Yani hadis ehlinin birinin hadis kabul ettiğini adeta öbürü kabul etmemiştir. Birinin doğru
kabul ettiği raviyi diğeri yalancı ilen etmişlerdir!
Her hadis ehli, kendine göre kriter
oluşturup o çerçevede hadis toplama
çalışmasını sürdürmüştür. Misal Buhari ve Müslim hadis toplarken topladığı
hadislerin Kuran’a, akla veya hadisin
hadisle olan çelişkisine bakmadan, güvenilir bir zincir oluşturmuş bu ravilerden duyduklarını almıştır. Burada şunu da söylemek gerekir ki, Müslim
Buhari’nin talebesidir. Buhari’nin sika yani güvenilir kabul ettiği dört yüz
kişi güvenilir bulmamış onlardan hadis rivayet etmemiştir. Aynı şekilde Buhari de Müslim’in sika kabul
ettiği bir o kadar kişi güvenilir bulmadığı için ondan hadis rivayet
etmemiştir. Buhari bu konuda sadece
Müslim ile değil hocası ile de ters düşmüştür!
Hadis toplayıcıların en meşhuru olan Buhari’nin bu işi nasıl yaptığını kendi
anlatımları üzerinden örneklendirirsek; Buhari; Öncelikle hadis yazılı kaynaklardan
faydalandığı gibi, hadis rivayet
edenlerden de hadis toplamıştır.! Bu süreçte
50.000 km yolu deve sırtında kat ederek,
hadis rivayet edenleri bir bir arayıp
bularak, onların güvenirliğini test ederek sağlam olanlardan topladığını söyler. Sahihlerini 600 bin hadisin içinden seçtiğini söyler. Bunu nasıl yapmış bir
bakalım. 600 bin hadisin her biri için gusül abdesti alır, iki rekat namaz
kılar ve uykuya yatar, rüyasında
Resulullah’ı görüp ona danışır, onun
onayını aldığı rivayeti en sahihlerinin
arasına ilave eder.!
Bu hikayeyi normal bir aklı
çerçevesinde sorgularsak; Bir insanın
hem yiyip içmesi, ibadet etmesi,
uyuması, çalışıp ekmek parası kazanması,
çocukları ile ilgilenmesi ve bunlarla
birlikte elli bin km yolu deve üzerinde kat etmesi, hadis rivayet eden ravileri
bularak onların güvenilip güvenilmediğini test etmesi, altı yüz bin hadis için yukarda
anlatıldığı şekil üzere uyguladığı metodu hayata geçirmesi on altı yıl
içinde nasıl mümkün olur?..! Elinin altında bugünkü teknoloji olsa bu
mümkün olur muydu!!!.? Ayrıca her rüyanızda gördüğünüzü peygamber zannedeceksiniz, rüyanıza kendiniz
amel ettiğiniz gibi başkalarına da nerdeyse mecbur edeceksiniz! Konuya ilişkin
sorgulamayı derinleştirdikçe makul sonuçların çıkmadığı görülecektir! Bir şeyin
doğru ve yanlışlığının tespiti için mutlak
akıl süzgecine vurulması gerekir!
Buhari’nin güvenilmeyen insanlardan hadis toplamadığı hikayeleri de mevcuttur. Mesela “Buhari, hadis naklettiği söylenen bir kişiyi görmek için onun
bulunduğu yere seyahat eder. O yere vardığında, bu kişinin atına yiyecek
verecekmiş gibi yapıp atı çağırdığını ve sonunda ata yiyecek vermediğini görür.
Bunun üzerine ‘Atı kandıran insanları da kandırabilir’ diye, onun naklettiği
hadisi almaz.” Atı aldatan adamın eylemine
şahit oldu ve ondan hadis almadı diyelim, ulaşabildiği her insanın birilerini
kandırıp kandırmadığını ne kadar zamanda nasıl tespiti yapılır!!! Düşündürücü..
Buhari’nin kendisi ile ilgili anlattıklarından da bir iki örnek verelim. Buhari’nin şöhretinin
duyulması üzerine Bağdat’ın ileri gelen alimleri onu imtihana tabii tutmuşlardır.! Devrin alimleri
yüz tane talebe bulmuşlar! Her bir
talebeye metin ve rivayet zincirini bir birine karıştırdıkları onar hadis
vermişler Buhari nin karşısında
okutmuşlar!. Buhari’ye bunların sahih olup olmadığını sormuşlar! Buhari bunlar hadis değildir demiş. Buhari yi
imtihan eden alimler duruma gülmüşler! Bunun üzerine Buhari talebelerin
okudukları hadislerin ravilerinin bir biri ile karıştırıldığını söyleyerek her birini ve
doğru ravilerin isimlerini bir bir ezbere sayarak onlara hadis konusunda verdiği dersi
anlatmaktadır!
Bunun nasıl yapıldığını matematiksel bir işleme tabi tutalım! On talebenin her birisinin okuduğu yüzer
hadisin toplamı bin eder! Her bir
hadisin talebeler tarafından yanlış ravi isimleri ile birlikte okunması otuz saniye olsa toplam harcanan zaman otuz
bin saniye, oda beş yüz dakika toplamı
ise sekiz saati geçmektedir.
Bundan sonra, Buhari’nin doğru ravileri
ile bin hadisi okuması da bir o kadar süre
eder! Yani Toplam imtihan için harcanan zaman on yedi saat
eder! Şimdi düşünelim! Buhari on yedi saat hiç durmadan, yemeden içmeden,
zaruri ihtiyaçlarını gidermeden, dikkatini hiç dağıtmadan on yedi saat böyle
bir imtihanı sonuçlandırabilir mi! Buna bir insan beyni dayanabilir altından
kalkabilir mi!..? O toplumda onlarca
kişi var!! Onlar içinde aynı ihtiyaçlar varken!!..
Buhari’nin bir başka anlatımında
aynı şartlar altında on yedi bin hadisi senet zinciri ile birlikte toplum karşısında ezbere okuduğu hikâyeleri de var. Onun süresi zamana vurulduğu takdirde 6 gün
ediyor! Altı gün hiç durmadan bu işin nasıl yapıldığına, onu dinleyenlerin bu
sürece nasıl dayanıp takip ettiğine girmeye hiç gerek yok!.
Hadislerin nasıl toplandığı doğru ve yanlıştan nasıl
tasnif edildiği konusundaki bu malumattan sonra İlk dönemde toplanan hadis
sayısı beş yüz iken daha sonraları altı yüz bine, ondan sonra sürekli artışlara
ve günümüzde bir buçuk iki milyona nasıl
ulaştığına, Hadislerin hayatımıza ve inançlarımıza ne getirdiklerine bir
bakalım.
Hadis ehlinin hadis toplama ve doğruyu yanlışı ayırt etme süreçlerini incelediğinizde her birini yüz
binlerce hadis içinde sahihlerini seçtiklerini söylemektedirler. Sahabenin nerdeyse tamamının yaşadığı ilk dönemde Hz Ebu Bekir ve Ömer’in toplattığı hadis sayısı beş yüz iken, Ömer
Bin Abdülaziz in toplattığı hadis sayısı bin beş yüze çıktığını görüyoruz. Bu
sayı ikinci ve üçüncü yüz yıla geldiğinde hadis sayısının bir buçuk milyon
civarında olduğu hesap ediliyor! Eğer bu
toplama süreci iki yüz yıl daha ertelense idi sanırım bu üç dört milyonu
geçebilirdi!. Emevi döneminde temeli atılan abbasi döneminde zirveye ulaşan
hadis borsası boş durmamış devamlı Allah resulü adına hadis uydurmuşlardır! Pekiyi
buna neden ihtiyaç duyulmuştur denilirse?..!!
Bir şeyde talep varsa üretim olur! Talep arttıkça da üretim artar. Hadis
konusundaki artırımlarda bundan kaynaklandığı ap açık ortadır. Allah resulü
sonrası iç karışıklıkların artması, asabiyetin ve
kavmiyetçiliğin yeniden hortlaması, yönetimi ele geçirme, ekonomik ve
sosyal statü sağlama güdülerinin hat safhaya yükselmesi ile nüfusun hızla artışı neticesinde farklı din ve
kültürden gelenlerin kültür alışkanlık
ve inançlarını islam toplumuna taşımaları neticesinde toplumda büyük sorunların oluştuğu tarihi
kaynaklarda yer almaktadır. Bu karmaşanın oluşmasını sağlayan kişiler ve
güçler, konumlarını, ekonomik ve sosyal statülerini yukarı çekmek, iç çatışmalarda ötekileştirdiklerine karşı haklılık kazanmak,
gibi bin bir türlü sebeplere yönelik delil üretme yoluna gitmişlerdir. Toplum, zaten yazılı kültür son derece zayıf
ve sözlü kültür de alabildiğine yüksek bir yapıdadır. Dolayısı ile söz sanatını
kullanarak durumlarına delil olarak uydurdukları sözleri hadis adı ile ifşa
etmeye başlamış oldukları görülüyor. Söz sanatını iyi kullananların bir çoğu
para karşılığı, bir kısmı İslam
düşmanlığı, bir kısmı iyi niyetli sevap kazanmak için hadis adı ile yalan üretiyorlar!!!. Buralarda üretilenler, toplum içinde dilden
dile öylesine yayılıyor ki, haşa
Kuran’ın söylediğine bakılmaz oluyor! Kuran’ı
anlamak zordur! Zaten onu da
peygamberimiz açıklamıştır. “Bu hadislerde Kuran’ın açıklamasıdır” gibi topluma
daha önceden enjekte edilen hadis vahiydir intiba ası, İslam toplumlarının Kuran ile arasına mesafe
koymasını sağlamış oluyor! Bu kültürün bizatihi içinde olan her şeye yakından
şahit olan İmam’ı azam uydurulan yalanları hadis kabul etmediğinden dolayı
kendisinden sonra gelecek olan, hadis ehlince çok aşağılanıp, küfür hakaret ve
tekfirlerine uğrayacaktır.! Bu tür yalan
pazarlayıcıların kimler olduğuna bakarsak sıra ile en çok
hadis rivayet edenlerle başlamamız gerekir. Bunların başında da Ebu
Hüreyre yer almaktadır. Allah resulü yanında en fazla yirmi ay kaldığı
rivayetleri olan Yahudi asıllı olan, bu kişinin hadis nakline yönelik, hadis üstadı olmak ile hadis
uyduruculuğu piri olmak arasında büyük övgü ve yergi ile anıldığını
baştan söylemek gerek. Bunlardan hangisi doğru yada yanlış okuyucunun vicdanına
ve her şeyi bilen gören Allah’a bırakıyorum. Kaynaklarda konuya ilişkin geçen
bazı örneklere yer vereceğim.
Ebu Hureyre’nin kendisi ile ilgili söyledikleri;
“Size naklettiğim şu hadisleri Ömer zamanında anlatsaydım değneği ile beni
döverdi” der (Ez Zehebi, Tezkiretul Huffaz).
“Ömer ölünceye kadar ‘Allah’ın Resulu buyurdu’ diyemezdik” (Müslim, 1.
cilt).
Hz. Ömer ona şöyle demiştir: “Ey Allah’ın ve Kitabı’nın düşmanı! Allah’ın
malını çaldın değil mi? Yoksa senin on bin dinarın nereden olacak?” (İbni Sa’d,
Tabakat, 4. cilt). Hz. Ömer bu sözü ona valilik görevinden aldıktan sonrası
söylemiştir!
Emeviler dönemi, Ebu Hureyre’nin altın çağı olmuştur. Emeviler Ebu
Hureyre’ye el Akik’te bir köşk inşa edip arazi vermişlerdir. Bu hususa yönelik; İbni Kesir’in “El Bidaye
Ve’n Nihaye” eserindeki şu hadisler, Ebu Hureyre’nin nasıl karşılık verdiğini
göstermektedir:
Ebu Hureyre rivayet eder ki: “Allah’ın Resulu Muaviye’ye bir ok verdi ve
şöyle dedi: ‘Bu oku al ve cennette beni onunla karşıla’” İbni Kesir, El Bidaye
Ve’n Nihaye- Ebu Hureyre’den yine şu hadis rivayet edilmiştir: “Allah’ın Resulu
şunu derken duydum: ‘Allah, vahyini üç kişiye emanet etti: Ben, Cebrail ve
Muaviye’” İbni Kesir, El Bidaye Ve’n Nihaye ..
Sahabenin Ebu Hüreyre ile ilgili söyledikleri;
Hz. Ayşe, Ebu Hureyre’ye “Sen Peygamber’den duymadığım hadisler rivayet ediyorsun”
dediğinde ona edepsizce bir cevap verir: “Ayna ve sürme seni Peygamber’le
ilgilenmekten uzak tuttu” (Zehebi, Siyeru Alemin Nubela 2. cilt). Hz Ayşe nin
Ebu Hüreyreyi tenkitleri bununla sınırlı değildir.
Hz. Ali’nin Ebu Hüreyle ilgili
söyledikleri: “Yaşayanlar arasında Allah Resulü’ne en fazla yalan isnat eden
Ebu Hureyre’dir” (İbni Ebul Hadid, Şerhu Nehcul Belağa, 1. cilt). Yine Hz. Ali
onun “Sevgili dostum bana haber verdi ki” diye Peygamber’den bahsettiğini
duyunca “Peygamber ne zaman senin sevgili dostun oldu?” diye sormuştur. İbn
Mesud gibi meşhur bir sahabe ise onun “Ölü yıkayan ve taşıyan kişi abdest
alsın” sözünü kabul etmeyerek hakkında ağır sözler söylemiş ve sonra şöyle
demiştir: “Ey insanlar, ölülerinizden dolayı necasete (pisliğe) bulaşmazsınız.”
Hz. Ömer’in Ebu Huriye’yi atadığı valilikten hırsızlıkları nedeniyle geri
çağırttığı anlatılır. Hz. Ömer, Ebu Huriye’ye hitaben: “Seni Bahreyn’e vali
yaptığımda ayağında bir çift ayakkabı yoktu. Sonra duydum ki sen 1000 dinara,
600 dinara atlar satın almışsın. Sen Bahreyn’in en ücra köşesinden, insanlar
vergilerini, Allah ve Müslümanlar için değil de senin için versinler diye mi
geldin?” der ve Ebu Huriye’yi döver. Hz. Ali de Ebu Huriye’yi yalancılıkla
itham eder. (Zehebi, Siyer).
Ebu Hureyre’nin “Av ve çoban köpekleri dışındaki köpekleri öldürün”
hadisine tarla köpeklerini de eklemesi üzerine, İbni Ömer, Ebu Hureyre’nin
tarlaları olduğu için böyle bir yalanı uydurduğunu söylemiştir (Cemal Sait
Aktaş, Hadis Kritiği Makalesi).
Hadisleri bizlere sahabe sayesinde
ulaştı diyen hadisçilerimiz, cerh ve tadille dikkat ettiklerini söylemelerine
rağmen, ne hikmetse Ebu Hüreyre ye itibar ettikleri kadar sahabenin en ileri gelenlerinden Hz.Aişe, Ömer ve Ali nin söz ve kanaatine
itibar etmemiş olmalılar ki, Ebu Hüreyre rivayetleri ayyuka çıkmış iken,
peygamber dostları ve yakınlarını
yok hükmünde saymışlardır.!!
BU
YALANLAR İSLAMA NASIL YAMANDI VE BUNLAR
NASIL DİNDEN SAYILDI
Farklı kültür dinlerden gelenlerin
özellikle Yahudilerin hadis uydurmacılığı konusunda İbni Haldun, Mukaddime adlı ünlü eserinde
konuyla ilgili şu açıklamaları yapar: “Hadis nakil tefsirleri yanlış doğru,
makbul merdud her şeyi içeriyordu. Bunun sebebi şuydu; Araplar ne kitap ne de
ilim ehlindendiler. Onlara hâkim olan yaşam tarzı bedevilik ve cahillikti.
Yaratılışın esrarı, kâinatın durumu, vb. konularda bir şey öğrenmek
istediklerinde bunu kendilerinden önce Kitap verilenlere sorarlar ve bu
konularda onlardan yararlanırlardı. Bunların aralarında Kab el Ahbar, Vehb İbni
Münebbih, Abdullah bin Selam vardı. Hadis nakilli tefsirler bu tür kişilerden
yapılan nakillerle dolmuştur. Tefsirciler bu hususta gevşek davranmış ve
tefsirlerini bunların nakilleriyle doldurmuşlardır.” İbni Haldun’un
anlattıklarını, ne yazık ki birçok
tefsirde gözlemlemekteyiz. Yine Yahudilerden olan Kab el Ahbar İsrailiyat’ı, Yahudi uydurmalarını
dinimize en çok sokan kişi olduğunu görüyoruz. Özellikle Peygamberimiz ’in
vefatından sonra Hz. Ebu Bekir veya Hz. Ömer dönemlerinden birinde İslam’a girdiği
söylenir. İsrailiyat hakkındaki bilgisi ve bitmek tükenmek bilmeyen hikâyeleri,
onu, devrinde ilgi odağı haline getirmiştir. Peygamberimize iftira olan
hadislerin birinde “İsrailoğullarından hadis naklinde bulunun, bunda zarar
yoktur” denir. Bu hadisi, Abdullah bin Amr’ın naklettiği söylenir. Tirmizi, Ebu
Davud, Buhari bu hadise yer vermiştir. Abdullah bin Amr, Kab el Ahbar’ın
talebelerindendir. İslam’a sokulmaya kalkış ılıcak binlerce İsrailiyat
hikâyesinden önce bu hadisi uyduranlar, daha sonraki uydurmalarını buna bina
etmişlerdir. Kab el Ahbar bunların en önde gelenidir. Kendisi yalnız hadis
nakletmekle kalmamış, daha evvel incelediğimiz Ebu Hureyre’ye, bunun yanında
Abdullah bin Amr, İbni Ömer, İbni Abbas gibi şahıslara da ders vermiştir.
Böylece uydurmaların yayılması için bu şahısları da kullanmıştır. Ebu
Hureyre’ye karşı çıkan Hz. Ömer, aynı tavrı Kab el Ahbar’a karşı da göstermiş
ve onu sürgünle tehdit etmiştir. Hz Ömer’in şehit edilmesinde de bu kişinin
parmağı olduğu kaynaklarda geçmektedir.
(Mahmud Ebu Reyye, Muhammedi Sünnetin Aydınlatılması).
Allah resulü sonrası gelişmelerde
de hadis konusunun ne denli
kullanıldığına bakıldığında bu
alanın içeriğinin pek de masum olmadığı
görülür!. İnsanların bir biri ile savaşması, barışması, övmesi, yermesi, tekfir
etmesi vb. çekişme alanlarının hadis üzerinden yapıldığı saklanamaz bir
gerçektir. Bunun ötesinde bu kadar çelişki ve yalan üzerinden herkes kendine inanç alanında yeni bir anlayış
çıkartabilmekte ve kendisinin hak diğerlerinin batıl olduğunu iddia
edebilmekte! Bu kadar yalanın, çelişkin içinden doğruyu bulmak elbette kolay
değildi! Hadis toplayıcıların kötü niyetli olduğunu düşünmek elbette zandır.
Ama içinde bir tane bile yalan hadis
olma ihtimali olan kitaplarına sahih adı
vermeleri pek doğru bir davranış değildir. Kaldı ki onlarca islam alimi söz
konusu isimlerdeki kitaplarda yüzlerce
yalan haber olduğunu iddia etmekteler!!.
Neticede hadislerin toplanmasında kullanılan usul beraberinde çürük
hadislerin kitaplarına girmesine sebep olmuştur. Bu da şunu göstermektedir
ki; Kuran’a, akla, tecrübeye, sarih ve
mütevatir nakle, usule aykırı, şehvet ve yozlaşmaya çağırır bir karakter arz
edenler, ilimle çelişenler, Allah’ın
kemal özelliklerine zıt hadislerin uydurulmuş olduğudur. Bunlardan
örnekler vermemiz gerekirse;
Kuran’la çelişen hadisler;
Hadis: “Allah ahirette Peygamberlere kimliğini kanıtlamak için bacağını
açıp baldırını gösterir.” Müslim-İman 302; Buhari 97/24, 10/29; Hanbel 3/1-
Başka bir hadis; “Allah benimle
görüştü ve el sıkıştı. Elini iki omuzum arasına koydu. Öyle ki parmaklarının
soğukluğunu iki göğsüm arasında hissettim.” Hanbel 5/243
Hadis: “Kadınlar arasında iyi kadın, yüz tane karga arasında alaca bir
karga gibidir.” Buhari 9/1391
Hadisin hadisle olan çelişkisiyle ilgili örnekler;
"Kim size Peygamberimiz ‘in ayakta küçük tuvaletini yaptığını
söylerse inanmayın. Süneni Nesei 1-2/25-
Bir başka hadis; Çelişik Hadis: "Peygamber'imiz bir kavmin
süprüntüsüne varıp ayakta küçük tuvaletini
yaptı." Buhari 1/167
"Peygamber ayakta su içilmesini yasakladı. “Ebu Davud 4/No:3717-
bununla çelişen; Çelişik Hadis:
"Peygamber'i sizin benim gibi ayakta su içerken gördüm. “Ebu Davud
4/No:3718
Akıl ile çelişen hadislerden örnek; “Nuh'un gemisi yedi kez Kabe'yi tavaf
etti. Sonra da makamda iki rekât namaz kıldı"- Dünya balığın üzerindedir.
Balık başını sallayınca Dünya’da depremler olur.”
Yine Ebu Hüreyre den; “Eğer Beni İsrail olmasaydı yemek bozulmaz, et de
kokmazdı”
……Mûsâ bir gün yalnız başına yıkanmak için soyundu, elbiselerini bir taş
üzerine koydu, sonra yıkandı. Yıkanması bitince elbiselerini almak için onların
yanına gitti. Bu sırada taş, elbiselerle yuvarlanıp gitti. Mûsâ da asasını alıp
taşı yakalamaya gitti ve: Ey taş, elbisemi; ey taş, elbisemi! diyerek koşmaya
başladı. Nihayet İsrâîl oğullarından bir topluluğun yanına kadar vardı. Bu suretle onlar Mûsâ'yı çıplak olarak ve
Allah'ın yarattığı en güzel surette gördüler. Böylece Allah Musa'yı onların
demekte olduklarından beri kıldı. Taş orada durdu, Mûsâ elbisesini alıp giydi.
Akabinde Mûsâ asasıyla taşı dövmeye başladı".
Ebu Hureyre: Vallahi o taşta Musa'nın vurma izinden üç yâhud dört yâhud
beş yara izi kalmıştır, demiştir.
Böylesi bir yalanla Musa as. Taşı dövüp inletir de, peygamberimizi çok
seven kütük hasretten ağlayıp inlemez mi! Aynı buna benzer peygamberimizle
özdeşleştirilen kütük rivayeti de meşhur
bir rivayettir! Yalan üretme mantığında süreli bir peygamber yarışı ve Yahudi
kültürünün devamlı öne çıkartılması!..
Sonuçtan bakıldığında tarihten günümüze
Hadis nakilcilerinin itibarlarını korumak için peygambere yapılan iftiralara
bile aldırış edilmediğini görebilmekteyiz! Nasıl mı? Konuya yönelik
bir süre rivayetten sadece bir
kaçını örneklendirirsek; Hz peygambere büyü yapıldığı, Hz İbrahim’in üç yalan söylediği, Hz Musa’nın
Azrail’in gözünü kör ettiği yalanı en sahih dediğimiz kitaplarda yer alması!!.
Şu bir hakikattir ki, vakıa olarak
Kuran’ı belirleyen, ona yol gösteren, sınırlarını çizen, Kuran’a neyi ne kadar
nasıl yapacağını öğreten; sünnet, hadis, icma ve kıyas değildir!!!.
Bizatihi belirleyici konumda olan, sünneti belirleyen ve yönlendiren Kuran’dır.
Din ile ilgili bütün belirlemelerin tek kaynağı, Rabbimizin Hz. Muhammed’e
vahyettiği ve günümüze mütevatir bir yolla gelen, korunmuş olan Kuran’dır. Bunu
hem yüce rab kitabında söylemiştir, hem de resulün bu konuda sözleri vardır.
Bundan sonra hangi söze inanacaklar?” (Ar’af 7:185) Artık Allah'tan ve
O'nun delillerinden sonra hangi söze inanırlar? (Ahkaf 45:6) "Kuran'dan
başka hangi söze inanacaklar?" (Mürselat 77:50) Kur’an uydurulmuş bir söz
değildir. (Yusuf 12:111) “İnsanlar
arasında, bir bilgisi olmadığı halde Allah yolundan saptırmak için gerçeği boş
sözlerle değişenler ve Allah yolunu alaya alanlar vardır. İşte alçaltıcı azap
bunlar içindir”. (Lokman 31:6)
Kur’an’da anlatılan bu kriter Kur’an öğretmeni olarak tanınan İbn-i
Mesûd’dan aktarılan şu sözle de teyit edilmektedir: “En güzel hadîs Allah’ın
Kitabıdır.” (Buhari, 78, Edeb, 70, 6:96, İ’tisam 2, 8:139) Bu tarihi ifadeyi
karşılaştırın: Kur’an Zümer 39:18
“Helal, Allah’ın, Kitabında helal kıldıklarıdır. Haram da O’nun, Kitabında
haram kıldıklarıdır. Hakkında bir şey söylemeyip sustuğu şeyler de
affettiklerindendir (mübah şeylerdir)”’ (Tirmizi, Libas: 6, İbn-i Mace, Atime:
60) Görüleceği gibi, Allah resulünün haram ve helal üzerine söylediği bu söz ve
bu konuyu aynen böyle ifade eden ayet olmasına rağmen Allah resulüne haram
helal belirleme yetkisi veren rivayetlerde mevcuttur!
Yukardaki anlatımlardan da anlaşılacağı üzere hadis yada sünnet adı
söylenilen her söze ve harekete itibar etmemek gerekir. Bu hususlar bugüne
kadar yüzlerce binlerce alim
incelemiş lehte ve aleyhte görüşler
ileri sürmüşlerdir. Sonuç olarak bu
konuyu anlamak üzere bakarken hadis
tenkidi veya eleştirisini hadis
inkarcılığı olarak düşünmek asla doğru değildir. İki şeyi bir birinden ayırt etmek gerekir. Hadis tenkidi;
hadisin doğrusunu yanlışından ayırmak,
Hz. Peygambere atfedilen kötü çürük ve yanlış olan hadisleri ayıklamaktır.
Hadisin korunmuşluğunu ve vahiy olduğu
iddialarını reddetmektir. Hadis
inkarcılığı ise, hadislerin hiçbir değerinin
olmadığını söyleyerek toptan reddetmektir.
Müslümanlar sadece Kuran’a tabi olmak durumundadırlar. Hadis vahiy değildir.
Bu sebeple hadislerin hz. Peygamber tarafından söylendiği kesin olsa bile, Kuran kaynaklı olmayan sözlere uyulması zorunlu değildir. Çünkü
vahiy değillerdir. Allah resulü devlet başkanı olarak; yönetime yönelik, o günkü toplum kültürü
içindeki bir takım alışkanlıklara yönelik,
sosyal hayatın içindeki her hangi bir gelişmeye yönelik söylediği sözler
olabilir! Daha sonraki süreçte toplumlar
değişmiş, kültür değişmiş, insanlardaki algılar değişmiş, sosyal hayattaki
alışkanlıklar ve anlayışları değişmiş bir toplumun sorununu, Allah
resulünün o günkü o toplumdaki bir olay
üzere söylediği sözün bir çözüm aracı olacağı elbette düşünülemez..
Kaldı ki, aynı konu ile alakalı farklı hadislerin mevcudiyetinin itikadi,
fıkhî siyasi vb. alanlarda Müslümanların ayrılığa düşmelerine yol açtığı,
bununda ümmetin birliğini ortadan kaldırdığı unutulmamalıdır!. Bu gerekçelerin arakasına saklanarak
hadisleri tamamen reddetmek mümkün olmayacağı gibi, bir araya toplanmış mevcut hadisleri ne
pahasına olursa olsun savunmak hatta ona dokunulmazlık statüsü tanıyıp onu
kutsallaştırmak da doğru değildir. Toptan reddetme yada kutsamanın olmadığı bir
anlayışla, doğruyu yanlıştan ayırt edebileceğimiz tek ölçümüz Allah’ın kitabını
hakem yaptığımızda bölünmüşlük ve tefrika gittikçe artmayacak muhtemelen
azalacaktır. Kuran dışında yer alan diğer kaynaklar hadisler, siyer, tevsir kitaplar bizim neyimiz oluyor gibi bir soru aklımıza
gelirse, onlarda dinimizi anlamamızda
bize yardımcı bilgileri içeren kaynaklar
olarak değerlendirilebilir. Ama asıl
değillerdir. Söz konusu yardımcı kaynaklar ancak Kuran’a akla, evrensel değerlere ters olmadığı sürece
faydalanılabilecek kaynaklardır.
Anlatımlardan da anlaşılacağı üzerine Hadis-Sünnet konusu çok tartışmalı bir konudur. Şu da aklımızın bir kenarında tutmamız
gerekmez mi!::? Ne malum Buhari nin
attığı beş yüz doksan bin küsur hadisin içinde doğruların olmadığı.. Bunu kim iddia edebilir.!! Buhari doğruyu yanlıştan
ayırt eden ölçüm cihazı değildir ki! O da bir insandır. İnsanlar hata
yapabilirler!
Sahihi Buhari Eleştiri
ve Tenkitleri:
Büyük alim Fuad Sezgin Hoca bu konuda şu bilgileri verir:
"Buhari'yi takip eden asırda,1000 talebesinden ancak beş tanesinin sahih ravisi olduğu görülür. Buhari'den bir asır sonra kitabını şerhe yeltenen Hattabi, metnin ancak iki rivayetinden faydalanabilmiştir. Al Firabri,an Nasafi,al Mahamili,an Bazdavi ve an Nasawi rivayetlerinden ilk ikisi erken devirlerde diğerlerini unutturmuştu. .VI. .asırdan itibaren ,Firabri rivayeti, Buhari’nin kitabıyla alakalı hemen bütün etütlerin isnat ettiği yegane tek metin olarak kalmıştı. Ehemmiyetine kanaat ettiğimiz an Nasafi rivayetine, İstanbul kütüphanelerinin sakladığı beş yüz kadar Buhari nüshası içinde rastlayamamış olmamız hüzün vericidir.
Herhalde meşhur altı hadis kitabı arasında Buhari’nin sahihi, rivayetleri bakımından en çok işlenmiş bulunanını teşkil etmesine rağmen en muğlak olanıdır. Metnin muhtelif rivayetleri arasında mevcut ihtilafın derecesi hususundaki hükümler birbiriyle uzlaştırılamayacak kadar muhteliftir .Abul Walid el Baci, rivayetlerin ciddi şekilde birbirlerinden ayrıldıklarına kani olduğu halde, İbni Hayr al İşbili bunların pek mühim olmadıklarını söyler.
Bugünkü mevcut matbu nüsha, Sahihi Buhari’nin ravilerinden biri olan El Firabri'nin nüshasından gelen ve dolayısıyla bu nüshanın hususiyetlerini muhafaza eden en eski nüshaların muhassalası mahiyetinde bulunan Yunini edisyonuna dayanmaktadır."
(Fuad Sezgin, Buharinin Kaynakları Hakkındaki Araştırmalar,(AÜİF Yayınları,XIII.,İst,1956,s.168-172)
Diyanet İşleri Başkanlığı nın konuya ilişkin görüşleri (kısa bir bölüm alınmıştır)
Büyük alim Fuad Sezgin Hoca bu konuda şu bilgileri verir:
"Buhari'yi takip eden asırda,1000 talebesinden ancak beş tanesinin sahih ravisi olduğu görülür. Buhari'den bir asır sonra kitabını şerhe yeltenen Hattabi, metnin ancak iki rivayetinden faydalanabilmiştir. Al Firabri,an Nasafi,al Mahamili,an Bazdavi ve an Nasawi rivayetlerinden ilk ikisi erken devirlerde diğerlerini unutturmuştu. .VI. .asırdan itibaren ,Firabri rivayeti, Buhari’nin kitabıyla alakalı hemen bütün etütlerin isnat ettiği yegane tek metin olarak kalmıştı. Ehemmiyetine kanaat ettiğimiz an Nasafi rivayetine, İstanbul kütüphanelerinin sakladığı beş yüz kadar Buhari nüshası içinde rastlayamamış olmamız hüzün vericidir.
Herhalde meşhur altı hadis kitabı arasında Buhari’nin sahihi, rivayetleri bakımından en çok işlenmiş bulunanını teşkil etmesine rağmen en muğlak olanıdır. Metnin muhtelif rivayetleri arasında mevcut ihtilafın derecesi hususundaki hükümler birbiriyle uzlaştırılamayacak kadar muhteliftir .Abul Walid el Baci, rivayetlerin ciddi şekilde birbirlerinden ayrıldıklarına kani olduğu halde, İbni Hayr al İşbili bunların pek mühim olmadıklarını söyler.
Bugünkü mevcut matbu nüsha, Sahihi Buhari’nin ravilerinden biri olan El Firabri'nin nüshasından gelen ve dolayısıyla bu nüshanın hususiyetlerini muhafaza eden en eski nüshaların muhassalası mahiyetinde bulunan Yunini edisyonuna dayanmaktadır."
(Fuad Sezgin, Buharinin Kaynakları Hakkındaki Araştırmalar,(AÜİF Yayınları,XIII.,İst,1956,s.168-172)
Diyanet İşleri Başkanlığı nın konuya ilişkin görüşleri (kısa bir bölüm alınmıştır)
"Rivayetlere göre Sahîh'i Buhari'den doksan bir kişi dinlemiştir.
Bunlar arasında beşi Sahîh'in en meşhur ilk ravileridir: 1. Ebu Abdillah
Muhammed b. Yusuf b. Matar el-Firebrî, 2. İbrahim b. Ma'kil en-Nesefî, 3.
Hammad b. Şâkir en-Nesevî, 4. Mansür b. Muhammed b. Ali el-Bezdevî, 5. el-Hasen
b. İsmâ'il b. Muhammed el-Mehâmilî Sahihin ilk iki rivayeti hariç
diğerleri pek itibar görmemiştir. Kaynakların verdiği bilgiye göre en-Nesefî
rivayeti el-Firebri rivayetinden daha az kapalı ve zordur, el-Hattâbî, Ebu
Nu'aym, el-Humeydî gibi alimler bu nüshayı diğerlerine tercih etmişler, şerh
yahut çalışmalarında onu asıl almışlardır. el-Firebri nüshası Buhârî'nin kâtibi
Ebu Ca'fer Muhammed b. Ebî Hatim nüshasının nassına dayanan bir asıldandır.
el-Firebrî bu nüshayı Buhârî'den 248 de Firebr'de 252 de Buhâra'da iki kere
dinlemiştir, bu nüshadan kopya edilen ilk nüshalar arasında önemli ihtilaflar
meydana gelmiştir. Ali b. Muhammed b. Abdillah el-Yûnînî, hicri yedinci asrın
sonlarında el-Firebrî müshasma dayanan rivayetlerin arasını birleştirmiş ve
böylece Buhârî'nin bugün elimizde bulunan nüshasını meydana getirmiştir. Diğer
nüshalar bu arada kaybolmuştur. İstanbul kütüphanelerinden birinde bulunan ve
Sultan Abdulhamid'in emriyle Mısır'a gönderilen çok eski bir Yûnînî nüshası da
kaybolmuştur. Sahih-i Buhari'nin belli başlı özellikleri arasında en
önemlilerinden birisi mukaddimesinin olmayışıdır. "(Bakınız,TC Diyanet
İşleri Başkanlığı hadis sitesi,Sahihi Buhari)
BAŞKA KAYNAKLARIN KONUYA İLİŞKİN GÖRÜŞLERİ:
.... Bununla birlikde Bu ehl-i Sünnet alimleri buhar inin uydurma hadislerini ilk sayfadan son sayfaya kuran karşılaştırarak ve düşünerek okumamışlardır. Eğer bunu yapmış olsalardı, Buhari’nin uydurma hadislerinin Kurandaki ayetlerden sadece 1/3 açıklamaya çalıştığının farkına varacaklardı. Bu basit bir dille şu demektir. Kuranın tamamını açıklayacak kadar yeterli Buhari hadisi yoktur .Medine Münevvere Üniversitesi tarafından yayınlanan Dr Muhammad Muhsin Khan yazdığı şu kitapta sık sık şu sözler ile karşılaşırsınız. Bu konuda bir hadis yoktur diye. (Sahih Bukhari, Volume 6 – Tafsir of the Quran, translation by Dr Muhammad Muhsin Khan, University Medina Al Munawwara).
Başka bir deyiş ile Buhari Kurandaki 28 sure için herhangi bir hadis kayıt edemediğini kabul etmiştir. Bu basitçe Kurandaki 114 surenin yüzde 25 denk gelmektedir. Hatta geriye kalan hadislerde şüpheli.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder